Ülkemizde son 10 yıl içerisinde ismini duyurmuş bir Fransız
kozmetik firmasının, mağaza zincirlerindeki satış danışmanlığı pozisyonu için
gittiğim görüşmeyi anlatmak istiyorum. Başlangıçta bu markanın ismi ile
beraber, çalışma ortamını da görünce çok sevinmiş ve heyecanlanmıştım. Onca iş
denemem sonrasında, istediğim departmanda ve seveceğimi düşündüğüm bir iş
ortamının içerisinde yer alacak olmak beni fazlasıyla mutlu etmişti.
Birkaç hafta önce, tanıdık aracılığı ile tanıştığım,
firmanın oturduğum semtteki mağaza müdürü ile gerçekleştirdiğim görüşme onca
heyecanıma rağmen iyi geçmişti. Mağaza müdürü Hakan Bey beni bölge müdürü ve
genel müdür ile görüşmem için haftanın ilk günü arayarak, bir sonraki gün saat
3’te görüşmenin genel merkezde gerçekleşeceği ile ilgili bilgilendirdi.
Sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve çok da geç olmadan
öğle saatlerinde yola koyuldum. Tabi malum İstanbul'un trafiği karmaşası derken
bir saat önce vardığım genel merkezin girişindeki kafede bir kahve içip yukarı
çıktım. Plazanın girişinde güleryüzlü çok cici bir kıza kimliğimi verdikten
sonra, firmanın genel merkezinin bulunduğu kata çıktım. Plaza girişindeki kızın
aksine; firmanın ön bürosundaki gözlüklü, ablak suratlı, daha doğrusu suratsız
bir kız “Ne için gelmiştiniz?” diye sordu. Karşılamanın verdiği şokla bir süre
bir şey diyemeden kızın suratına bakakaldım. Bi hoş geldiniz, bi buyrun efendim
de di mi! Nerde… Her şeyin bir üslubu vardır. Ne için gelmiştiniz ne demek?
Doğru cümle, “Size nasıl yardımcı olabilirim?”dir; öğren ablak kızım…
“İş
mülakatı için gelmiştim” dedim. “Sizi toplantı odasında beklemeye alacağım”
dedi. Odaya bir girdim ki kokoş, burnu havada kadınlar kulübü. İçlerinde en
genç benim herhalde diye düşündüm. Derken benden sonra iki bey geldi. Onlar da
mülakata katılacaklarmış. Biri genç, diğeri orta yaştaydı. Şöyle bir dönüp
diğer bayanlara baktım. İki tanesi benden gençti ama diğerleri belli ki
otuzunun üzerindeydi. Toplam 16 kişi olduktan sonra, bir bir görüşmeye alınmaya
başlandık. Fakat her giden yarım saat sonra çıkıyor. En sonunda heyheylerim
geldi, çıktım bir sigara yaktım. Saat iki buçukta geldiğim salondan, saat beş
buçukta mülakat için bir odaya alındım. Odaya girip tokalaştım. Dildo hanım karşıma, Gergin
Bey karşı çaprazıma oturdu. “Seni tanıyalım Anı” dediler. Başladım anlatmaya,
şuradan mezun oldum, daha önce şu işlerde çalıştım vs… Gergin Bey, işlerden
ayrılma sebeplerimi sordu. Son işimden ayrılma sebebimin anne ve babamın
boşanması olduğunu söyleyince, Dildo Hanım, “Kaç yıllık evliydiler?” diye sordu.
“35 yıl” dedim. “Ay benimki de 35’ten sonra beni boşayacakmış” dedi ve Gergin
Beyle şakalaşıp gülüştüler. Bana neyse… Hadi onu geçtim, annemle babamın
boşanmasından ona ne… Yetmiyormuş gibi Dildo dönüp bana, “Neden boşandılar?”
diye bir soru daha sordu. “Özel sebeplerle” diye cevaplamamın üzerine, Gergin
Bey “Seni tanıyabilmemiz için aile yaşantını da bilmemiz gerek” dedi. Onca
aracı yüzünden el mahkum, cevaplamak zorundaydım. “Babam mal kaçırma işine
girince, annem boşanmak istedi” dedim. Dildo, “Kalk ayağa da bi boyunu, posunu
görelim” dedi. Sanırsın karpuz alıyor, utanmasa popoma şaplak atacak.
Ayaklandım ama içimden, -reklam ajansına geldim de haberim mi yok- diye
geçirirken, “Ay saçında ne uzunmuş senin” dedi. Tekrar yerime oturduktan sonra
aramızdaki diyalog şöyle gelişti:
Dildo: Neyse konumuza dönelim Anı. İşe başladıktan sonra eve
sen mi bakacaksın?
Ben: Hayır. Kendi özel ihtiyaçlarım için para kazanacağım.
Evi çeviren annem ama bende herkes gibi bir miktar aileme destek olacağım tabii
ki.
Gergin: Peki Anı, aracının seni istediği değil de başka bir
mağaza olsa çalışabilir misin?
Ben: Tabii… Çalışmak istediğim için buradayım.
Dildo: Yani evime yakın olayım da az kazanayım mı, yoksa
uzak olsun da çok para kazanayım mı diyorsun?
Ben: Para kazanıldıktan sonra mesafe önemsiz…
Dildo: Neden kozmetik işinde çalışmak istiyorsun?
Ben: Kozmetik diye sınıflandırmadım. Satış danışmanlığının
her alanında çalışabileceğime inanıyorum.
Gergin Bey: Peki, kozmetikte çalışma isteği neden?
Ben: Kariyer hedefim satış danışmanlığı, yani bunun hangi
dalı olursa olsun. Açık konuşmak gerekirse, kozmetik hiç düşünmemiştim. Genelde
tekstil firmalarına yaptığım başvurular var. Ama böyle bir fırsat çıkınca
karşıma, “Neden olmasın” dedim.
Dildo: Yani ben anlayamadım. Kozmetik işinde çalışmak
istiyor musun?
Kıt karı. İki kez aynı cevabı farklı şekillerde vermeme
rağmen, hala bunu sorgulamaya devam edince kafamda iki tane soru oluşmuştu. “Ya
sabrımı zorluyor; ya da gerçekten beynindeki küçülme sebebiyle anlama kaybı
yaşıyor” dedim.
Ben: Daha önce de dediğim gibi bunu kozmetik alanı diye
değerlendirmedim. Satış danışmanlığı olarak düşündüm.
Gergin: Ben anladım.
İçimden: “Şükür”
Son olarak maaş beklentim hakkında konuştuktan sonra, Dildo
Hanım (ki hanımlığı bu ikinci densizliğine bakılınca tartışılır) bana öyle bir
soru sordu ki cevap vermekte zorlanmak bir yana dehşete düştüm. Açık açık seks hayatımı sordu. O şok ile “Anlayamadım, yani normal” dedim. Bu ne hadsizlikti!
Saygı duyduğum, benim bu görüşmeye katılmama etkisi olan insanlar, aracılar
olmasa, “Çok merak ediyorsanız, yatağa üçüncü gelin” derdim. Bu terbiyesizliğe,
ancak böyle terbiyesizce bir cevapla karşılık verilebilirdi.
O gün, o odada, masanın üzerinde resmen çıplak kalmış gibi hissettim. Bana bu soruları sorarken utanma hissini yitirmiş bu yaratıkların yerine ben utandım, tiksindim… Şimdi yazmaktan ve bunu paylaşmaktan başka yapabileceğim hiçbir şey yok. Hak arayamıyorum çünkü somut kanıtım yok. Sadece bunları, bu şekilde dile getirerek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum. Dilerim ki bu paylaşımımı okuyanlar bana yardımcı olabilir… Böyle bir görüşme benim şanssızlığım mıydı? Yoksa onca iş görüşmesine katılmama rağmen, böylesine ilk defa şahit olduğum bir durum mülakatlarda doğal mı?
O gün, o odada, masanın üzerinde resmen çıplak kalmış gibi hissettim. Bana bu soruları sorarken utanma hissini yitirmiş bu yaratıkların yerine ben utandım, tiksindim… Şimdi yazmaktan ve bunu paylaşmaktan başka yapabileceğim hiçbir şey yok. Hak arayamıyorum çünkü somut kanıtım yok. Sadece bunları, bu şekilde dile getirerek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum. Dilerim ki bu paylaşımımı okuyanlar bana yardımcı olabilir… Böyle bir görüşme benim şanssızlığım mıydı? Yoksa onca iş görüşmesine katılmama rağmen, böylesine ilk defa şahit olduğum bir durum mülakatlarda doğal mı?
