30 Aralık 2015 Çarşamba

Böyle Pantolon Olmaz Olsun!

   Dünyaca tanınmış hazır giyim firmalarından birine, pantolon almak için girdim. Daha içeriye girişimden itibaren çalışanların güler yüzü ile karşılandım. Reyonlar arasında gezinip bedenime uygun pantolonları omuzuma atmaya başladım. Birkaç model seçtikten sonra deneme kabinine yöneldim.
   Sırayla pantolonları denemeye başladım. İlkini denedim hoşuma gitmedi. İkinciyi denedim ama nerdeeee... Düğme kapanmıyor. Yanlış beden mi aldım acaba diyerek, çıkarıp iç etiketine baktım. Yazdan bu yana biraz kilo almıştım gerçi ama bedenimi de biliyordum. Baktım ki beden de doğru. Kendi pantolonumu giyip kabin dışına çıktım. Prova odalarında çalışan elemana pantolonun bedenime olmadığını söyledim. “Modellere göre kalıplar değişiyor” dedi. Daha öncede birkaç firmada karşılaştığım bu cevap beni halen şaşırtır. Bir firmanın bir bedene ait tek bir kalıbı vardır. Ya da olması gereken budur. Kalıplar her ne kadar farklı da olsa, bedenler aynıdır. Firmalar arası kalıp farklılıklarını anlayabilirim gerçi ama kalıplar arası beden farkı hala anlayamadığım bir unsurdur. 
   Çalışan, “Ben size bir büyük modelini getireyim” diyerek yanımdan ayrıldı. Bende bir sonraki pantolonu denemek için tekrar kabine girdim. Gri, kalın, yün kumaş, koyu ekoseli, klasik kesim bir pantolon giydim. Kabinin içindeki aynada kendime bir baktım. Mükemmeldi. Evet, belki aradığım bir model değildi ama hoşuma gitmesi -başka bir kusuru yoksa tabi- almam için geçerli bir sebepti. 
   Uzaktan da bakabilmek için perdeyi açıp kabin dışına çıktım. Pantolon süperdi ve tam üzerime olmuştu. O sırada çalışan, elinde az önce denediğim modelin bir büyük bedeniyle geri gelmişti. Teşekkür edip kendisinden aldım. Üzerimdeki pantolonun arkası nasıl duruyor diye ayna karşısında geri döndüm ve ne göreyim. Pantolonun arka kısmı bol da bol… Altım bezlenmişçesine büyük bir popom vardı artık. İstem dışı “Bu ne böyle” dedim. Çalışan, “Bir sorun mu var?” diye sordu. “Evet var. Bu pantolonun modeli mi bu?” diye sorarak arkamı gösterdim. “Evet, kesimi böyle” dedi. Bu nasıl bir kesimdi. “Altıma doldurmuş gibi oldum” dedim. Çalışanla beraber hemen yan kabindeki kişi de kahkaha attı. Bu giyimde yeni bir akım, ya da yeni bir tarz ise olmaz olsun dedim içimden. “Yok, almayacağım” diyerek kabine yöneldim. Kilo almamla beraber, beğendiğim pantolonun modelindeki abukluk yüzünden hiçbir şey almadan çıktım mağazadan… 

29 Aralık 2015 Salı

Dışarıda Müşteri Beklesin, İçeride Dedikodu Yürüsün Gitsin...

   Sevgilim işe gitmeden önce büyük bir tartışma oldu aramızda. Bu tartışma o evden çıkıp işe gittikten sonra bile telefonda sürmeye devam etti. Daralmıştım artık. Dışarı çıkıp sahilde, deniz kenarında bir yerde oturmayı planladım. Sonradan baktım ki bu epey zaman alacak gibi. Gözümde büyüdü. Bende en yakındaki bir kafeye gireyim de bir kahve içeyim dedim.
   Zamanımızın, kahvesi ile isim yapmış zincir kafelerinden birine girdim. Yola bakan kaldırım kenarındaki masalara baktım önce. Hepsi dolu gibiydi. Sonradan fark ettim ki, en sondaki masa sanki benim için ayrılmış, beni beklercesine boş duruyordu. Bir başkası görmeden hemen oturdum. Tam köşede, yola ve mekana hakim bir masaydı. Çok hoşuma gitmişti. Köşede olması bir nevi insanlardan da soyutlamıştı beni. Hatta öyle bir soyutlama ki görünmez olmuştum sanırsam, çünkü oturduğum andan itibaren yirmi dakika boyunca bir garson bile gelip bakmadı. Hani orada biri var mı, yok mu, bu insanın içecek bir şeye ihtiyacı var mı falan kimsenin umuru değil. Sürekli dolanan bir bayan garson ve arada bir gelip servis yapan genç bir bay garson vardı. El ediyorum bakan yok; “Bakar mısınız?” diye sesleniyorum, ilgilenen yok. Müşteri ile o derece alakadarlar. Şansa bak, içeceğim bir kahve yahu... Bu çaresizliğim yan masamda toplanmış bir arkadaş grubunun bile ilgisini çekmiş ve durumu garipsemişlerdi.
   Daha mekana girmeden önceden beridir telefonda konuştuğum arkadaşımın ısrarla konuşmaya son vermemesi ile beraber, telefonum da kitlenmişti. Garson da ilgilenmiyordu zaten. Sevgilimle yaşadıklarımın üzerine bunlarda tuz-biber olmuştu. Bir süre sonra genç bay garson ortalıktan kayboldu. Bayan garson tek başınaydı ve mekanın bahçe kısmında yaklaşık elli kişi vardı. İçimden, “Tek başına kaldı kız, sanırım başka çalışan da yok bugün. İki kişi koşturmaya çalışıyorlar. Yorulmuştur, beni unutuyordur” diyerek empati yaptım ve yanına gidip siparişimi vereyim bari dedim. Tam ayaklandığım sırada bayan çalışan mekanın içine girdi. Bende peşinden…
   İçeri bir girdim ki, ooohh… Çalışanlar arası altın günü misali takılıyorlar içeride. Bar kısmında üç çalışan; demin bahsettiğim genç bayan ve bay kapıya yakın bir yerde sohbet halindeler. Garibim, bir kasadaki adam çalışıyor görünümündeydi. Bayanı gördüğüm gibi “Bir kahve alabilir miyim?” dedim. “Hangi masadaydınız?” diye sordu. “İlgilenmediğiniz en köşe masada. Siz gelmeyince sipariş için ben gelmek zorunda kaldım ayağınıza.” dedim. Hemen getiriyorum siparişinizi” diyerek mutfağa yöneldi. Bende masama döndüm.
   Siparişim geldi. Sonunda kahveme kavuşmuştum. Kahvem bittikten hemen sonra, eve dönmek için ayaklandım. Kasaya yönelmemle, bayan garson hemen kasaya geçip tüm güler yüzüyle ödemeyi aldı ve teşekkür etti. Kandırıldım resmen. Biri güler yüz gösterdi mi tüm kötü şeyleri unutuyorum ben yahu. Huyum kurusun…
   Ama olsun, içime yer etti ki, yazdım gene de… Oh canıma değsin...

28 Aralık 2015 Pazartesi

Kendini Bilmez Kasiyer

   Son zamanlarda gergin bir dönem geçiriyordum. Sebebi neydi bilmiyorum. Ailem ile ilgili sorunlar mı, sevgilim ile ilgili sorunlar mı, parasızlık ve işsizlik mi, yoksa arkadaşlarım ile ilgili fazla hassas olmam mıydı kestiremiyorum. Kafam tüm bunlarla dolu yolda yürürken, bir diğer yandan da aklımdan akşam için ne yemek yapmalıyım diye geçirdim.
   Öncelikle buzdolabından eksik etmediğim yoğurdu sürekli alışveriş yaptığım bir marketten aldıktan sonra, evimin olduğu sokakta ilerlemeye başladım. Makarna… “Her zaman kurtarıcı, ucuz ve kolay bir yemek olmuştur” dedim. Kafaya koydum onu yapacaktım. Ama yanına bir şey yapmam gerekiyordu. Her zaman önce gözün doyması gerektiğine inanan biri olduğum için sokağımızdaki markete girdim. Birkaç çeşit meyvenin ardından, salatalık malzeme aldım. Reyonlar arasında dolanıp abur cubur bir şeyler de aldıktan sonra kasaya yöneldim. Şansıma boştu. Başladım meyve-sebze poşetlerini boşaltmaya… Ardından da abur cuburlar... Hepsini koyduktan sonra, kasadaki görevli bayan sırayla aldıklarımı kasadan geçirmeye başladı. Ücreti söyledi. Kredi kartımı uzattım. O karttan çekim gerçekleştirirken, bende marketin poşetine, aldıklarımı doldurmaya başladım. Fakat arkamda sıra oluştu. Kasadaki bayanda başka bir boş poşet alıp sırayı bekletmemek için, bana yardıma koyuldu. Pos cihazı slibi verince bayan yardım etmeyi bıraktı. Slipi ve kartımı bana uzatıp, benden sonraki bayanın işlemini gerçekleştirmeye başladı.
   Poşetlerimi kaldırıp, unuttuğum bir şey var mı diye altına baktığımda aç-bitir salam olduğunu gördüm. Reyondan o ürünü almıştım. Fakat benden sonraki bayanın da işlemi başlayıp aldıkları yığılmaya başlayınca kasadaki bayana olabildiğince kibar bir şekilde, “Pardon, bu benim miydi?” diye sordum. “Evet evet senin, koy poşetine” demesin mi! Nerden geliyor bu samimiyet… O an “Sağ ol be kanka” deyip tepeden topladığı saçının açık bıraktığı ensesine şaplağı yapıştırasım geldi.

26 Aralık 2015 Cumartesi

Başarılı Çalışan Budur Bence...

   Bugün, üniversite dönemindeki ev arkadaşımla aylar sonra buluşmuştuk. Ünlü bir tekstil firmasının Bağdat Caddesindeki şubesini gezerken, arkadaşım bir şeyler almaya karar verdi. Fakat mağazanın kapanmasına 15-20 dakika vardı. Arkadaşımın seçtikleri arasındaki bir ürünün, bir beden büyüğüne ihtiyacımız vardı. Fakat reyonda yoktu. Ben depoda olup olmadığını sormak için kat içerisinde çalışan personelden birini ararken, arkadaşımda seçtiği kıyafetleri denemek için prova odalarına gitti.
   Bir süre dolandıktan sonra bulduğum güler yüzlü bir personele istediğim bedeni söyledim. "Reyonda ürünün istediğiniz bedeni olmalı ama bulamadığınıza göre depoda var mı ben bir sorayım" dedi. Mağazanın kapanması sebebiyle reyon düzenleme işinden dolayı yoğun olsa da, sordurdu. Herhangi bir başka mağaza olsaydı, "reyonda yoksa kalmamıştır" derdi. Bir yandan düzenlemelerini, ürün yerleştirmelerini yaparken diğer yandan da telefonla iletişim halindeydi. Birkaç dakika sonra, işini bırakıp yanıma geldi ve "Depoda varmış. Şimdi getiriyorlar. Sizi biraz bekleteceğim. Kusura bakmayın" dedi. O an "Ne kusuru efendim. Estağfurullah" moduna girecektim neredeyse... Ama bu ilgiye şaşkınlığımdan "Sağ ol" diyerek gülümsedim sadece. Nitekim bir kaç dakika sonra ürün elimize ulaştı. Gerçi bunca çabaya arkadaşım denedi, beğenmedi ve almadı.
   Yaşadığım çok ilginçti. Şu açıdan; daha önce aynı firmanın hem aynı şubesinde, hemde başka bir şubesinde benzer bir durum yaşadığım çalışanlar, bu kadar hassas değillerdi. Hatta mağaza kendilerininmiş edasında küstahlıklar sergileyen bile olmuştu. Fakat bu bayın işine gösterdiği özen gerçekten de takdire şayandı. Belki bu bana denk gelen bir durumdu, belki de firma çalışan seçme konusunda daha özenli olmaya başlamıştı. Bilemiyorum... Ama saatlerce ayakta çalışmanın verdiği yorgunluğa ve mağazanın kapanma saatinin yoğunluğuna rağmen ilgisini eksik etmeyen çalışan arkadaşı tebrik etmek istiyorum...