29 Aralık 2015 Salı

Dışarıda Müşteri Beklesin, İçeride Dedikodu Yürüsün Gitsin...

   Sevgilim işe gitmeden önce büyük bir tartışma oldu aramızda. Bu tartışma o evden çıkıp işe gittikten sonra bile telefonda sürmeye devam etti. Daralmıştım artık. Dışarı çıkıp sahilde, deniz kenarında bir yerde oturmayı planladım. Sonradan baktım ki bu epey zaman alacak gibi. Gözümde büyüdü. Bende en yakındaki bir kafeye gireyim de bir kahve içeyim dedim.
   Zamanımızın, kahvesi ile isim yapmış zincir kafelerinden birine girdim. Yola bakan kaldırım kenarındaki masalara baktım önce. Hepsi dolu gibiydi. Sonradan fark ettim ki, en sondaki masa sanki benim için ayrılmış, beni beklercesine boş duruyordu. Bir başkası görmeden hemen oturdum. Tam köşede, yola ve mekana hakim bir masaydı. Çok hoşuma gitmişti. Köşede olması bir nevi insanlardan da soyutlamıştı beni. Hatta öyle bir soyutlama ki görünmez olmuştum sanırsam, çünkü oturduğum andan itibaren yirmi dakika boyunca bir garson bile gelip bakmadı. Hani orada biri var mı, yok mu, bu insanın içecek bir şeye ihtiyacı var mı falan kimsenin umuru değil. Sürekli dolanan bir bayan garson ve arada bir gelip servis yapan genç bir bay garson vardı. El ediyorum bakan yok; “Bakar mısınız?” diye sesleniyorum, ilgilenen yok. Müşteri ile o derece alakadarlar. Şansa bak, içeceğim bir kahve yahu... Bu çaresizliğim yan masamda toplanmış bir arkadaş grubunun bile ilgisini çekmiş ve durumu garipsemişlerdi.
   Daha mekana girmeden önceden beridir telefonda konuştuğum arkadaşımın ısrarla konuşmaya son vermemesi ile beraber, telefonum da kitlenmişti. Garson da ilgilenmiyordu zaten. Sevgilimle yaşadıklarımın üzerine bunlarda tuz-biber olmuştu. Bir süre sonra genç bay garson ortalıktan kayboldu. Bayan garson tek başınaydı ve mekanın bahçe kısmında yaklaşık elli kişi vardı. İçimden, “Tek başına kaldı kız, sanırım başka çalışan da yok bugün. İki kişi koşturmaya çalışıyorlar. Yorulmuştur, beni unutuyordur” diyerek empati yaptım ve yanına gidip siparişimi vereyim bari dedim. Tam ayaklandığım sırada bayan çalışan mekanın içine girdi. Bende peşinden…
   İçeri bir girdim ki, ooohh… Çalışanlar arası altın günü misali takılıyorlar içeride. Bar kısmında üç çalışan; demin bahsettiğim genç bayan ve bay kapıya yakın bir yerde sohbet halindeler. Garibim, bir kasadaki adam çalışıyor görünümündeydi. Bayanı gördüğüm gibi “Bir kahve alabilir miyim?” dedim. “Hangi masadaydınız?” diye sordu. “İlgilenmediğiniz en köşe masada. Siz gelmeyince sipariş için ben gelmek zorunda kaldım ayağınıza.” dedim. Hemen getiriyorum siparişinizi” diyerek mutfağa yöneldi. Bende masama döndüm.
   Siparişim geldi. Sonunda kahveme kavuşmuştum. Kahvem bittikten hemen sonra, eve dönmek için ayaklandım. Kasaya yönelmemle, bayan garson hemen kasaya geçip tüm güler yüzüyle ödemeyi aldı ve teşekkür etti. Kandırıldım resmen. Biri güler yüz gösterdi mi tüm kötü şeyleri unutuyorum ben yahu. Huyum kurusun…
   Ama olsun, içime yer etti ki, yazdım gene de… Oh canıma değsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder