Sevgilim işe gitmeden önce büyük bir tartışma oldu aramızda.
Bu tartışma o evden çıkıp işe gittikten sonra bile telefonda sürmeye devam
etti. Daralmıştım artık. Dışarı çıkıp sahilde, deniz kenarında bir yerde
oturmayı planladım. Sonradan baktım ki bu epey zaman alacak gibi. Gözümde
büyüdü. Bende en yakındaki bir kafeye gireyim de bir kahve içeyim dedim.
Zamanımızın,
kahvesi ile isim yapmış zincir kafelerinden birine girdim. Yola bakan kaldırım
kenarındaki masalara baktım önce. Hepsi dolu gibiydi. Sonradan fark ettim ki,
en sondaki masa sanki benim için ayrılmış, beni beklercesine boş duruyordu. Bir
başkası görmeden hemen oturdum. Tam köşede, yola ve mekana hakim bir masaydı.
Çok hoşuma gitmişti. Köşede olması bir nevi insanlardan da soyutlamıştı beni.
Hatta öyle bir soyutlama ki görünmez olmuştum sanırsam, çünkü oturduğum andan
itibaren yirmi dakika boyunca bir garson bile gelip bakmadı. Hani orada biri
var mı, yok mu, bu insanın içecek bir şeye ihtiyacı var mı falan kimsenin umuru
değil. Sürekli dolanan bir bayan garson ve arada bir gelip servis yapan genç
bir bay garson vardı. El ediyorum bakan yok; “Bakar mısınız?” diye
sesleniyorum, ilgilenen yok. Müşteri ile o derece alakadarlar. Şansa bak,
içeceğim bir kahve yahu... Bu çaresizliğim yan masamda toplanmış bir arkadaş
grubunun bile ilgisini çekmiş ve durumu garipsemişlerdi.
Daha mekana
girmeden önceden beridir telefonda konuştuğum arkadaşımın ısrarla konuşmaya son
vermemesi ile beraber, telefonum da kitlenmişti. Garson da ilgilenmiyordu
zaten. Sevgilimle yaşadıklarımın üzerine bunlarda tuz-biber olmuştu. Bir süre
sonra genç bay garson ortalıktan kayboldu. Bayan garson tek başınaydı ve
mekanın bahçe kısmında yaklaşık elli kişi vardı. İçimden, “Tek başına kaldı
kız, sanırım başka çalışan da yok bugün. İki kişi koşturmaya çalışıyorlar.
Yorulmuştur, beni unutuyordur” diyerek empati yaptım ve yanına gidip siparişimi
vereyim bari dedim. Tam ayaklandığım sırada bayan çalışan mekanın içine girdi.
Bende peşinden…
İçeri bir girdim
ki, ooohh… Çalışanlar arası altın günü misali takılıyorlar içeride. Bar
kısmında üç çalışan; demin bahsettiğim genç bayan ve bay kapıya yakın bir yerde
sohbet halindeler. Garibim, bir kasadaki adam çalışıyor görünümündeydi. Bayanı
gördüğüm gibi “Bir kahve alabilir miyim?” dedim. “Hangi masadaydınız?” diye
sordu. “İlgilenmediğiniz en köşe masada. Siz gelmeyince sipariş için ben gelmek
zorunda kaldım ayağınıza.” dedim. Hemen getiriyorum siparişinizi” diyerek
mutfağa yöneldi. Bende masama döndüm.
Siparişim geldi. Sonunda kahveme kavuşmuştum. Kahvem bittikten hemen sonra, eve dönmek için ayaklandım. Kasaya yönelmemle, bayan garson hemen kasaya geçip tüm güler yüzüyle ödemeyi aldı ve teşekkür etti. Kandırıldım resmen. Biri güler yüz gösterdi mi tüm kötü şeyleri unutuyorum ben yahu. Huyum kurusun…
Ama olsun, içime
yer etti ki, yazdım gene de… Oh canıma değsin...Siparişim geldi. Sonunda kahveme kavuşmuştum. Kahvem bittikten hemen sonra, eve dönmek için ayaklandım. Kasaya yönelmemle, bayan garson hemen kasaya geçip tüm güler yüzüyle ödemeyi aldı ve teşekkür etti. Kandırıldım resmen. Biri güler yüz gösterdi mi tüm kötü şeyleri unutuyorum ben yahu. Huyum kurusun…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder