Son zamanlarda gergin bir dönem geçiriyordum. Sebebi neydi bilmiyorum. Ailem ile ilgili sorunlar mı, sevgilim ile ilgili sorunlar mı, parasızlık ve işsizlik mi, yoksa arkadaşlarım ile ilgili fazla hassas olmam mıydı kestiremiyorum. Kafam tüm bunlarla dolu yolda yürürken, bir diğer yandan da aklımdan akşam için ne yemek yapmalıyım diye geçirdim.
Öncelikle buzdolabından eksik etmediğim yoğurdu sürekli alışveriş yaptığım bir marketten aldıktan sonra, evimin olduğu sokakta ilerlemeye başladım. Makarna… “Her zaman kurtarıcı, ucuz ve kolay bir yemek olmuştur” dedim. Kafaya koydum onu yapacaktım. Ama yanına bir şey yapmam gerekiyordu. Her zaman önce gözün doyması gerektiğine inanan biri olduğum için sokağımızdaki markete girdim. Birkaç çeşit meyvenin ardından, salatalık malzeme aldım. Reyonlar arasında dolanıp abur cubur bir şeyler de aldıktan sonra kasaya yöneldim. Şansıma boştu. Başladım meyve-sebze poşetlerini boşaltmaya… Ardından da abur cuburlar... Hepsini koyduktan sonra, kasadaki görevli bayan sırayla aldıklarımı kasadan geçirmeye başladı. Ücreti söyledi. Kredi kartımı uzattım. O karttan çekim gerçekleştirirken, bende marketin poşetine, aldıklarımı doldurmaya başladım. Fakat arkamda sıra oluştu. Kasadaki bayanda başka bir boş poşet alıp sırayı bekletmemek için, bana yardıma koyuldu. Pos cihazı slibi verince bayan yardım etmeyi bıraktı. Slipi ve kartımı bana uzatıp, benden sonraki bayanın işlemini gerçekleştirmeye başladı.
Poşetlerimi kaldırıp, unuttuğum bir şey var mı diye altına baktığımda aç-bitir salam olduğunu gördüm. Reyondan o ürünü almıştım. Fakat benden sonraki bayanın da işlemi başlayıp aldıkları yığılmaya başlayınca kasadaki bayana olabildiğince kibar bir şekilde, “Pardon, bu benim miydi?” diye sordum. “Evet evet senin, koy poşetine” demesin mi! Nerden geliyor bu samimiyet… O an “Sağ ol be kanka” deyip tepeden topladığı saçının açık bıraktığı ensesine şaplağı yapıştırasım geldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder